• info@bionat.com.tr

Sığma 10/21-1 Sarayköy/DENİZLİ
0532 773 72 14
0506 552 19 69

Kurumsal

Kurucumuz

Hakkımızda

Kurucumuz

ALİ NAZMİ ACAR

Hadim Göynükkışla köyünde 1948 yılında doğmuşum bizim oralarda 1 evlek sulanır tarlası olan zengin sayılır. Böyle bir yörenin orta halli bir ailesinin çocuğuyum. Ailenin 5 çocuğunun en küçüğü olduğum için biraz yaramazdım. Annem küçükken okumam için beni ikna ediyordu, heveslendim, daha beş yaşındaydım okula gittim öğretmene ben okuyacağım dedim, aferin oğlum al şu şekeri ye dedi sevinçle aldım ağzıma attım bir çiğnedim tebeşirmiş oğlum şekerle tebeşiri ayırt et öyle gel dedi.

İlkokulu köyümde okudum, çok değer verdiğim kıymetli hocam Hakkı ÜNALMIŞ ve rahmetli annemin teşviki ile ortaokula yazıldım. Babam rahmetli Köse İbrahim okumamı istemiyordu. O da kendince haklı idi. Eşeğini kim güdecek, tarlasını kim sürecek; kendine yardım etmemi istiyordu. Ben ısrarla okuyacağım dedim. 1960 yılında Hadim Ortaokuluna yazıldım. Çok zor şartlarda okudum. Yazın Karaman'da bulgur hanelerde, inşaatlarda, iki lira yevmiye ile çalıştım. Biriktirdiğim parayla kışın okuluma devam ettim.

Bir gün haftalığımı aldım cebimde 12 lira para var. Karamanda parkta oturuyorum. Çuna'dan Karaman'a yerleşme Mahir Emre diye bir arkadaş yanıma oturdu. Ali, yarın kızla buluşacağım bana beş lira ver. Pazartesi babamdan alır veririm dedi. Babası Sümerbankta memur nasıl olsa verir dedim. Cebimden parayı çıkardım. Ne olur ne olmaz sen hepsini ver dedi. 12 liranın hepsini aldı, ödeyeceği pazartesi halen gelmedi! Haftalık alın terim gitmişti. Bu ömrümde unutamadığım anılarımdandır.

1963 yılında ortaokulu başarıyla bitirdim. İvriz ilk öğretmen okulu ve Bursa Ziraat Okulu imtihanlarına girdim. İvriz ilk öğretmen okuluna Çunalı Raşit LAÇİN ile girdik. Soruları satırı satırına yazmamıza rağmen, Raşit kazandı ben kazanamadım. Bursa yatılı ziraat okulunu kazandım. İlk ve ortaokul yıllarında hep cizlevit lastiği giydim. Artık liseye gidecektim. Konya bitpazarından iki liraya bir iskarpin aldım. O gün ilk defa iskarpinle tanışmıştım çok mutluydum.

Kayıt için tam teşekküllü hastaneden rapor almamı söylediler. Konya Devlet Hastanesine gittim. Dahiliye - asabiye servislerinden geçtim, üroloji diye bir bölüme geldim, içeri girdim. Evrağı oturan bayana uzattım, elime bir maşrapa verdi git idrar yap gel dedi. O güne kadar orta okulu bitirmişim idrar diye bir kelime duymadım. Maşrapa elimde kapının önünde bekliyorum uzun süre bekledim, tekrar içeri girdim. Aba ben ne yapacağım dedim. Git oğlum idrarını yap gel dedi. Laf aynı laf, düşünürken bir kız aynı maşrapa elinde gidiyor, peşine düştüm. Tuvalete girdi tamam dedim şimdi çıkınca ne yaptığını görür bende aynısını yaparım dedim. Kız heladan çıktı maşrapaya elini kapamış bir şey göremedim. Sanki kıymetli mal var! helaya girdim. Allah`ım ne yapacağım çöğdürsem mi yoksa öbürünü mü yapsam, uzun düşünmeden sonra azcık çöğdürdüm. Elim titreye titreye bayanın önüne koydum. O ne!! diye bağırsa inan o an altıma işerdim. Bir şey demedi çıktım. Çöğdürüğün idrar olduğunu o zaman öğrendim bunu niye anlattım o yıllarda ortaokulu bitiren bir köylü çocuğu ile şimdi ilkokul talebesini kıyaslamanız içindir.

Bursa'da okurken yaz tatillerinde Karaman'da seyyar satıcılık yapmaya başladım. Boynumda asılı tabla ile incik, boncuk, tıraş takımı vs. parkta, tren yolunda satıcılık yapıyordum. Artık amelelik yapmıyordum. Kazancımda iyiydi günde sekiz on lira kazanıyordum. Biriktirdiğim para ile kışın okuyordum.

Bizim okula çok yakın olan çamlık, piknik alanıydı. Pazar günü iki arkadaşımla piknik alanında gezinirken, çok güzel bir kız gözüme takıldı. Etrafında iki tur attıktan sonra bir not yazdım "pazartesi saat 6 da ptt.nin önünde buluşalım mı?", kibrit kutusunun içine notumu kattım, kızın göreceği bir yere bıraktım, 5-10 dakika sonra aldığını gördüm, okudu gülümsedi, tamam dedim. O gece sabah olmak bilmiyordu! Randevu saatinde ptt de beklerken kendince süslenmiş püslenmiş geldi. Daha da güzelleşmiş, parka gittik, bir yere oturduk, önce ben kendimi tanıttım; sonra o kendini tanıttı adı: Zahide idi. Bulgaristan göçmeni bir ailenin üç çocuğundan biri idi, anne babası fabrikada çalışıyormuş. Birkaç buluşmadan sonra, ben sevmekten öte aşık olmuştum. Nereye baksam onu görüyorum, duvarda, ağaçta, her yerde... Hayalimden hiç çıkmıyordu gerçek aşkın bu olduğunu düşündüm. Evlenmeye karar verdik. Bir Pazar günü annesiyle beni buluşturdu. Zahidem. Ben derdimi söyledim, bir sene sonra okulu bitiriyorum memur olacağım kızınız ile evlenmek istiyorum dedim. "Annen baban gelsin tanışalım" dedi. "Onlar Konya Hadimin Göynükkışla köyünde çiftçilikle uğraşıyorlar zor gelirler" dedim. "Köylüye verecek kızım yok benim bir daha kızımı arama sonu kötü olur" dedi. Aşk bu! Bırakılır mı? Biz yine gizli gizli buluşuyorduk. Okulu bitirince kaçacaktık; daha sonra Zahidemi zorla istemediği birine verdiler!! Dünyam kararmıştı. Deli divane olmuştum!! Elimden bir şey gelmiyordu evli iken bir kere görüştük. Okul bitince kaçmaya karar verdik. Okul bitmeye yakın bir gün acı haber geldi Zahidem ölmüş!! O an ben de ölmüştüm. Aradan yıllar geçti Zahidem türküsü benimle özdeşleşmişti. Nereye gitsem o türküyü isterdim sanki benim için yazılmıştı.

Bitirme imtihanları sırasında stresten bunaldık. Duyduk ki kültür parkta Bedia Akartürk'ün konseri varmış. İki arkadaş ve ben cebimizde yalnız gidiş geliş otobüs paramız var. Yola çıktık hiç olmasa canlı sesini duyarız, biraz hava alır geliriz dedik; konser verilen açık sahanın kenarında çam ağacına çıktık, Bedia'yı dinleyip seyrediyoruz, aman Allah'ım ne büyük keyifti. Coştuk alkışlıyorduk, resmi elbiseli biri geldi, inin oradan dedi zorla indirdi bizi zorla zabıta yazan yere götürdü, size on lira ceza keseceğiz dedi bizde o kadar para yok ki dedik. Kaç para var iki lira var. Bir kitap açtı kanuni maddesini bulmuştu bize parkta koyun otlatmaktan 2 lira ceza kesti. Haydi, gidin dedi. Nereye gidecen üçümüzde de para yok okulla Bursa'nın arasıda 7-8 km var. Tabanvaylara bindik yürü bakalım, sabaha karşı okula varabildik. Bedia aşkı da böylece bitti. Yıllar sonra Bedia Akartürk'e bunu anlattım, oda çok üzülmüştü benim için Zahidem türküsünü söyleyerek beni mutlu etmişti.

1966 yılında okulu bitirdim mecburi hizmetim olduğu için hemen Tarım Bakanlığına müracaat ettim. Yaşım 18 olmadığı için memuriyete alınamayacağımı ve beklemem gerektiğini söylediler. Köyde babama yardım ediyordum. Bir gün sabah yatakta yatarken, anam geldi; Oğlum Ali, sana Cemalin kızı Ayşa'yı alalım mı dedi. Uyku semesi şaşırdım. Anacığım, bu oğlan memur olur, şehre gider cıbıldak bir gız, alır oğlanı ziyan ederiz. Köyden bildiğimiz bir gız alalım rahat etsin diye düşünmüş. Cemalin Ayşa'yı çocukluğumda görmüştüm güzel bir kızdı. Olur, ana dedim ve hemen istediler onlarda hazırmış verdiler. 2 ay içinde düğün yaptık evlendik!

4 ay sonra yaşım doldu Konya Teknik Ziraat Müdürlüğünde göreve başladım. İlk maaşımı aldım; 330 lira verdiler. 125 liraya ev tuttum, evi köyden daha getirmedim oturdum hesap yaptım, ev parası, sigara vs. ben burada geçinemem; müdüre çıktım, beni kazalardan birisine verin dedim, oda Cihanbeyli Hadim ikisi de boş istediğini seç dedi. Hadimi seçtim üzümüm, bulgurum, köyden gelir geçinir gideriz dedim. Hadime geldim. Furuncu Memedin evini kiraladım 25 liraya, köye eşyamı almaya gittim, cip kiraladım eşyayı attık dolmadı boş kalan kısıma odun yükledik.

Hadim'de göreve başladım. Gençliğin verdiği heyecan ile memleketime hizmet vermek için çırpınıyordum. Yağcı, Gaziler, Yelmez, Sarıhacı - Bademli ve Göynükkışla köylerinde Antep fıstığı aşılamasına başladık. Allah yabanisini (çitlembik, sakızlık) bizim dağımıza taşımıza vermiş, bunu değerlendirelim dedik. Teknik Ziraat Müdürümüzde büyük destek verdi, Antep'ten aşı gözü, aşı ustaları getirdik ve aşılama yaptık köylerden yeterli desteği göremedik ama başardık. Hadim ekonomisine katkıda bulunacak alternatif bir üründü.

Balcılar ve Eşenler köylerinde örnek elma bahçeleri kurmak üzere yine müdürümüzden yardım istedim. Bedelsiz elma fidanı gönderdi o zamanlar encümen azası olan rahmetli Fahrettin Bey, bu tahsisi ben yaptırdım bu köylere birlikte gideceğiz dedi. Şiddetle karşı çıktım, bu işe siyaset karıştırmam dedim. Ertesi hafta, işçi partili diye tayinim Yunak`a çıktı. Tam çalışma şevkinde ve hele hele hiçbir siyasi parti ile alakam olmamasına rağmen işçi partili diyerek tayinimin Yunak`a çıkması beni son derece üzdü.

Bu arada bir oğlum oldu ilk çocuğumdu artık babaydım. Anam babam yanımda adını Halil İbrahim koydular. Eşim ve çocuğumu köye babamlara bırakıp, Yunak'ta göreve başladım. Bir ay sonra da askere gittim hiç birikmiş param yok, eşim köyde ameleliğe gitmiş, ben de askerde fotoğrafçılık yapmaya başladım, askerden köye para gönderiyordum. Askerde iken bir oğlum daha oldu. Ömer Faruk adını anamgil koymuş.

Asker dönüşü Kırşehir Teknik Ziraat Müdürlüğüne tayinim çıktı. Kırşehir merkezde göreve başladım. Bir odada 10 elemanız. İki abimiz esas görevi yapıyor. Diğerlerimiz hiçbir iş yapmıyoruz. İş yapmadan maaş alma işi çok zoruma gidiyordu. Bir gün Teknik Ziraat müdürüne, bize iş verin çalışalım dedim. Çalışmak istiyorsan, bir ekip kuralım köylerden süt toplayın peynir, yağ, süt elde edelim, döner sermayeye para kazandıralım dedi. Müdürümüze ben teknik elemanım! Bana köylerde seminer ver teknik hizmet götür de yapayım dedim. Müdürle ters düştük. Kaman ilçesine sürgünle tayin etti. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali Kaman a gittim; bu arada bir oğlum daha oldu. İsmini özgürce kendim koyacaktım çok düşündüm bir isim bulamadım Türk büyüklerinin ismini yazdım kura çektim Yıldırım çıktı anam yine yetişti Allah'ın afatında isim mi olur dedi adını Süha koy dedi. Böylece Yıldırım Süha oldu.

Kaman'da göreve başladım daha ilk gün ilçe müdürümüz hoş geldin der demez bizim döner sermayenin tavuk hanesi var orada arkadaşlarla nöbet tutacaksın dedi. Nöbette ne yapacağım dedim tavukların bakımı ile ilgileneceksin dedi. Ben motor ve ziraat makineleri üzerine kurs görmüş bir teknik elemanım burada çalıştıramazsınız!, hatta diğer elemanları da çalıştıramazsınız dedim. Daha ilk günden müdürle ters düştüm; o an kafama koydum bu teşkilatta çalışmayacağım. Toprak mahsulleri, DSİ, Türkiye Şeker Fabrikaları, Kooperatifler destekleme gibi kuruşlara müracaat ettim. Türkiye Şeker Fabrikalarının yazılı imtihanına girdik. Sorular çok basitti 19 arkadaşın hepsi 100 aldı, sıra sözlüye geldi; benden önce giren arkadaşların bazıları gülerek, bazıları asık suratla çıktılar. 4 tane kelli felli adam oturmuşlar hoş gelin merasiminden sonra sorulara geçelim mi? dediler buyurun dedim. "Bir dekar tarladan kaç ton pancar alırsın?" dediler. Düşündüm soğandan 2-3 ton alırsak pancarda soğandan 10 kat büyük 20- 30 ton alınır dedim.

Komisyon üyeleri gülmeye başladı, oğlum sen kısa zamanda Türkiye`yi şeker zengini yaparsın dediler. Soru iki: "pancar kaç yıllık bitkidir?". Baharın ekilir, güzün sökülür, tek yıllık bitkidir diyerek cevap verdim. "Oğlum senin hızına yetişemeyiz. Şeker pancarı iki yıllık bir bitkidir" dediler. Soru üç: tam pancar derken, "beyefendi lütfen bana pancardan soru sormayın! Bilmediğim belli. Teşkilatınıza alırsanız kısa zamanda öğrenirim, almazsanız gerek yok" dedim. Çok hoşlarına gitmiş olacak ki.19 kişiden 5 kişi alacaklar beni de aldılar.

İmtihan bittikten hemen sonra çağırdılar. Boyabat`a verdik gider misin dediler. Boyabat ı hiç duymadım bizim oralardan askere giderlerdi Hozat`a aklımda Hozat kalmış beyefendi ne Doğuda ne Batıda bir yer isterim İç Anadolu'dan bir yer verin gideyim dedim. Oğlum Boyabat çok güzel bir yer git, güzel yer dediler. Bir Dakika izin verin dedim, dışarı çıktım Boyabat nerde diye arkadaşlarıma sordum; Karadeniz de dediler, bekleyen arkadaşlardan birini Kelkit'e vermişler yer değiştirelim dedi, yer değiştirelim dediğine göre Boyabat iyi bir yerdir dedim. İçeri girdim tamam gidiyorum dedim.

Bölge şef muavini olarak göreve başladım; çok çalışkandım şefim tarafından sevildim 1,5 yıl sonra terfi ederek Yozgat Yenifakılı`ya şef olarak tayin edildim. Benden önceki şef arkadaşa, ben yeniyim farklı bir işlem var mı? Diye sordum. İşlemler aynı fakat küspe verdiğin çiftçilerden 10 lira pul parası alacaksın, kampanya sonu fabrikadan isterler dedi. 300 lira para toplandı. Parayı isteyen yok, fabrika müdür muavinine gidip bende 300 lira pul parası var eğer bunu istemeyecekseniz, ben bu para ile lojmanın bahçesine çardak yapacağım dedim. Başına iş açarsın sen o parayı şeker vakfına ver; ben çardağı başka yerden yaptırırım dedi. Ben de parayı vakfa yatırdım.

Çalışan pancar çavuşlarından biri, bedelsiz küspeyi satıp parasını kendine aldığını duydum; tahkikat yaptım ve neticede gelen ihbarın doğru olduğu sonucuna vardım ve derhal işine son verdim! Bu şahıs siyasetçileri de devreye sokarak beni şikayet etmiş müfettişler geldi her şey temiz ama 300 liranın hesabını veremedim. Böyle pul parası toplayamasın, haydi topladın bu senin paran mı da vakfa verdin? Gibi bir dünya soru ile karşılaştım. Yemediğim halde bu kadar soru, birde yeseydik ne olacaktı? Bu durum onurumu çok zedelemişti; şevk ile çalışırken, suçlama, ayrıca selamet partili diye şikayet ettiler. Önce işçi partili sonra selamet partili oldum. İnsanlar döneme göre karalama taktiği uyguluyorlar.

Eski şeker şirketi ziraat müdürlerinden, Beta Genel Müdürü İsmail BALCI büroma geldi. Durumu anlattım. Beni bölgede çalışkanlığımla iyi bilir kendisi. Bas istifanı gel seni Beta`ya alayım, dedi bu sıkıntılı günümde teklif beni çok mutlu etmişti.

Yıldırım telgrafla istifamı gönderdim ve Bursa Yenişehir, Beta işletmelerinde göreve başladım daha iki ay olmamıştı. İsmail Bey geldi; bana çok baskı yapıyorlar, kampanya döneminde yıldırım telgrafı ile ayrılan elemanı nasıl alırsın diye? (Beta Şeker Şirketinde çalışanların kurduğu, tohum firmasıdır. Dolayısıyla yönetim kuruluda şeker şirketinin müdürlerinden oluşur) zor durumdayım, ayrılman gerekiyor dedi. Allah bir yeri kapatır öbür yeri açar, sen canını sıkma müdürüm dedim. Ama param yok şaşkınım, evi daha getirmemiştim Yenifakılı`ya gittim. Arkadaştan 100 lira borç aldım. Trenle Ankara`ya gittim birkaç yere iş başvurusunda bulundum. Kuru ekmek yiyip, Ankara garının yatakhanesinde kalıyordum. Yenifakılı`ya döndüm beklemedeyim. Beta Genel Müdürü İsmail Bey aradı, Ankara`ya gel bir iş var dedi. Yine borç para buldum trenle Ankara'ya gittim. İsmail Bey Antalya`ya gider misin? dedi. Antalya'da bizim başbayiimiz bir şirket var, onlara eleman lazım seni önerdim dedi. İyi bir şirket birkaç sene çalışırsın, ben Antalya`yı bölge yapacağım. O zaman bölge müdürü olursun dedi. Başka şansım da yoktu. Antalya`ya iş görüşmesine geldim şirket sahibi pek hoşuma gitmedi; ağzında pipo gözlüğün üstünden bakarak konuşuyor, aynı şirketin ziraat müdürlüğünü yapan Ömür Emekçil var sen benimle çalışacaksın öbürlerini boş ver dedi. Öğlen oldu Ömür Bey beni yemeğe götürdü çarşıda yürüyoruz hurma, portakal, turunç ağaçlarını görünce kendimi başka bir ülkede zannettim denize karşı çok güzel bir yemek yedik parasını şirket ödedi, otelde yerim ayrılmıştı ve onun da parasını şirket ödemişti. Bu olay çok hoşuma gitti ve teklifi kabul ettim. Hemen bir ev kiraladım ve Yenifakılı`ya döndüm. Yenifakılı Belediye Başkanı Cafer Arslan`dan 500 lira borç para aldım. Kamyona eşyalarımı yükledim. Ver elini Antalya; işe başladım. Bir hafta bayilerle tanışma faslı derken yalnız çalışmaya başladım; daha ilk gün bayide oturuyorum, uzun boylu bir çiftçi geldi. Benim domateslerde mildiyö var, geçen gün m-45 verdin, beş para etmez, doğru dürüst bir ilaç ver! Dedi, ben şaşırdım kaldım. Mildiyöyü unuttum m-45`i ilk defa duyuyorum. Buranın çiftçisi böyle ise ziraatçısı nasıldır ?.bir moral bozukluğu ben burada yapamam dedim. Durumu Ömür abiye anlattım yahu Nazmi dedi düşündüğün şeye bak, o çiftçinin bildiği iki kelime imiş başka bir şey bilmez, sen moralini bozma. Bak göreceksin 6 ay sonra sen lazım olan her şeyi öğreneceksin azimle çalış dedi. Ömür ağabeyin o morali bana ilaç gibi gelmişti. Gece ders çalışıyor, gündüz arazide Ömür Abi ile geziyorduk, bir hastalığı tam anlamıyla öğrenebilmek için en az 10 kere soruyordum. Sağ olsun o da bıkmadan usanmadan 10 kere cevap veriyordu. Ömür abiden çok şey öğrendim pratik bilgisi çok iyiydi.

Hızlı çalışma temposuna girdim. Haftada bölgeyi tarıyordum (Isparta, Burdur, Antalya ve ilçeleri) bölgedeki bayilerle samimi bir diyalog kurdum. Şirket; satıştan gayet memnundu gece arabayı yüklüyor, sabah erkenden satışa çıkıyordum. Böyle eleman görmemişler katır gibi adam nasıl çalışıyor diye arkamdan konuştuklarını duydum.

Adana zirai mücadele reisliği yapmış namlı birisinin temsil ettiğimiz Türk-Hoechst firması teknik danışman olarak almış ve Antalya'da çalışacakmış, bunu duyan firma yetkilileri çok seviniyordu ve müdürlerin bu tavrından adamın popüler biri olduğu belli oluyordu, tabi bende bu duruma, adamı tanımama rağmen seviniyordum. Himmet Kaygısız Bey göreve başladı. Aman Allah'ım adam sanki ayaklı kütüphane, kendisinden çok şey öğrendim. Zirai mücadele konusunda son derece bilgili, bir insan kendisi ile halen dostluğumuz devam etmekte ve ömrüm boyunca da kendisine saygıda kusur etmem.

1 Mayıs 1980 günü nur topu gibi bir oğlum daha oldu. Adını Fatih Selçuk koyduk, anam yanımdaydı fakat hiç itiraz etmedi herhalde onunda hoşuna gitmişti.

Diğer üç oğlum Halil İbrahim ortaokula, Ömer Faruk ve Yıldırım ise ilkokula gitmekteydi. Yaz tatillerinde para kazanmasını öğrensinler diye simit sattırıyordum, simit fırınından 50 tane simite 5 tane simit fazla veriyorlardı, Halil İbrahim 55 simidi de satar parasını bana getirirdi. Ömer Faruk 50 simidi satar, 5 simit benim hakkım der yerdi. Yıldırım Süha bir günden bir güne 55 simidin parasını getirmedi, ya simit tabasını çaldırır, ya ayağı kayar simitler döküldü derdi. Fatih Selçuk`a simit satmak nasip olmadı.

Dört çocuk ev kirası yetmiyordu Isparta ve Burdur`a gittiğimde dönüşte balık, kiraz, elma, üzüm getirip, şirket elemanlarına, komşulara, apartmana satıyor hem evin yiyeceği çıkıyor hem de para kalıyordu.

Yenifakılı Belediye Başkanı arkadaşım Cafer Arslan telefon etti, Nazmi Eylül ihtilalinde görevden aldılar Antalya`da iş varsa ben de geleyim dedi benim sıkıntılı günümde 500 lira vermiş onunla Antalya'ya geldiğim samimi bir arkadaşımdı. Konuşmasında çok etkilenmiştim gerçekten zordaydı gel benim maaş sana da yeter bana da dedim aslında yetmiyordu ama ona moral vermek adına söyledim gelecek param yok dedi 100 lira havale çıkardım onunla Antalya ya geldi akşam evde oturduk. Ne yapabileceği sordum maaşlı bir iş olsun da ne olursa olsun dedi. Daha önce Abdullah Duyan adında bir bayi kendisine ilaçların dokunduğunu eğer alıcı bulursam dükkanı devredeceğim dediği aklıma geldi. Gel seninle bu dükkanı devralalım bende şirketten ayrılayım beraber işletelim dedim, ama şöyle ters bir durum var ikimizde de para yok ertesi gün Abdullah Duyan`ın yanına gittik durumu anlattım para önemli değil bir kefil bulun size devredeyim dedi. Biz de başka bir bayisini kefil gösterdik ve dükkanı devraldık. Cafer ne ticareti bilir ne de ziraatı, Abdullah ağabeye rica ettim 2-3 ay dükkanda çalışıver Cafer öğrensin dedim sağ olsun o da kabul etti. Dükkanın adını Ürünal Ticaret koyduk. Şirket müdürüne durumu izah ettim şoke oldu nerden çıktı, maaş az ise yükseltelim dedi kendi işimi kurmak istiyorum. Eleman alın onu yetiştireyim bana izin verin dedim üç gün şirkette üç gün dükkânda çalış dedi bu yanlış olur şirketin arabasıyla seyahat edecek dükkânıma lazım olan ilaç görürüm alırım param yoksa belki şirketin parasını alır kullanırım bu beni yanlış yöne sevk eder izin verin ben gideyim dedim. Eleman aldılar 3 ay yetiştirdikten sonra şirketten ayrıldım dükkanımın başına geçtim Antalya merkezde çok kuvvetli 5-6 bayi var onlardan müşteri almak o kadar kolay değil bir yenilik yapmam lazımdı ki müşteri bana gelsin doktor reçetesi gibi reçete yaptırdım görülen hastalık ve zararlıları yazıyor buna bağlı olarak çiftçiye kullanacağı ilaç ve gübreleri yazıyorum tabi reçetenin altında da büyük harflerle "Ali Nazmi ACAR Ürünal Ticaret Adres Telefon Gelirken Elinizdeki İlaç ve Gübreleri Lütfen Yazıp Getiriniz"... Cumartesi ve Pazar günleri sera gezilerine çıkıyorum, serayı gezdikten sonra sahibi varsa dille söylüyorum hem de reçete yazıp eline veriyorum sahibi yoksa ya seranın kapısına yada evinin kapısına asıyorum o dönemde çiftçi gerçekten bilinçsiz çiftçinin ilaç koyduğu depoya girdiğimde içeriği aynı olan üç farklı isimde farklı firmaların ilaçlarını gördüm her birinden bir iki bardak kullanılmış gerisi duruyor bu üç ilacı neden aldın diye sorduğumda ben ne bileyim ilaççı verdi cevabıyla karşılaştım. Bu milli servetti ve bu ilaçların iki yıl sonra kullanma tarihi bitiyor. Reçete yazarken önce kendi ellerindeki ilaçlardan yazıyor yoksa dükkandaki ilaçlardan yazıyordum. Bu durum çiftçiler arasında konuşuluyormuş bu ne biçim ilaççı ilaç satmıyor seralarımıza kadar geliyor! Bir müddet sonra Cuma ve pazartesi günleri benim dükkan dolup taşıyor. Ben tavsiye ediyor Cafer ilaçları poşetlemeye yetişemiyordu. İşler iyi gidiyor. İşçi ve Cafer dükkanı idare ediyorlardı. Cuma ve Pazartesi günleri çevre il ve ilçelere seyahat edip ilaç toplayıp toptan pazarlamaya başladım. O dönemlerde şimdiki gibi ilaç bol değil zaman zaman kara borsa olur. Konya'dan Yusuf AYKAÇ, İzmir'den Adnan ATALAY,Adana`dan Makaracılar, Samsun'dan Turan AKBULUT, ve birbirimizle karşılıksız sonsuz bir güvenle ilaç sirkülasyonu yapıyoruz hem bölgenin ihtiyacını karşılıyoruz hem de para kazanıyoruz. Öğlenden sonra arabaya Antalya`dan topladığım ilaçları yükledim. Mersine götürdüm, gece arkadaşı evinden kaldırdım ilaçları dükkana indirdik oradan bana lazım olan ilaçları yükledim hemen yola çıktım çünkü sabaha dükkanda olmam lazımdı! Yolda müthiş uykum geldi, araba sağa sola gitmeye başladı indim biraz koştum olmadı, sigara yaktım olmadı, avucumun içinde söndürdüm onun acısı ile hiç uykum kalmadı sabaha Antalya`ya geldim; başarmak azmiyle çalışıyordum!

Cebinde 1 dolar evinde, 1 viski şişesi ve 1 paket yurt dışından gelme sebze tohumunu bulundurmanın suç olduğu dönemde yurt dışında çalışan Antalyalı vatandaşlarımızın Hollanda, Fransa`da ekilen domates, patlıcanları görünce dayanamayıp kendi seralarında ekmek üzere 2-3 paket getirmişler; bunu gören komşuları bize de getir diye ısrarları üzerine gurbetçi vatandaşlarımız ile çiftçilerimiz arasında bunun ticareti başladı. Ben de bu ticarete karıştım. Seralarda yıldız domates gibi verimsiz çeşitler dikiliyordu Avrupa`dan gelen çeşitler hem verimli hem de soğuğa dayanıklı idi. Böyle çeşitler neden Türkiye'ye gelmesin dedim.Ama yasak sanki esrar (kenevir)! Tabi yasak olunca el altından memleket için yararlı olan bu çeşitleri memlekete getiren işçilerden ben de alıp satmaya başladım; Turgut ÖZAL iktidar olunca bu yasaklar ortadan kalktı. Avrupa ve İsrail firmaları Türkiye'ye gelmeye başladı. Fransız Vilmorin firmasının Antalya`ya temsilciliği alarak Tektar A.Ş yi kurduk. Perakende ilaç dükkanı Ürünal`ı büyük oğlum Halil İbrahim ve Ayhan KASAPOĞLU`nu ortak yapıp onlara devrettim. Ben Tektar A.Ş de çalışmaya başladım bir yıl çalıştım İsrail menşeli tohum firması Hazera firmasından teklif geldi. Antalya bölgesi için satış temsilciliği vermek istiyorlardı. Kabul edip Setar A.Ş yi kurarak. Burada göreve başladım Setarda işler çok iyi gitmeye başlamıştı. 144 F1(Fantastic F1) adı altında sert domatesi bulduk. Türkiye'de yeni bir çığır açtık 1989 yılında piyasaya sürdüğümüzde çeşit çok iyi bir isim yaptı.

İkinci oğlum Ömer Faruk liseyi bitirmişti aklı başında bir çocuktu yabancı dil sıkıntımdan dolayı onu Avustralya'da özel bir üniversitede okutmak için yerini ayarladım. Fakat Ömer`i o günlerde 20 yaşında trafik kazasında kaybettik. Dünyam kararmıştı, bu şoku atlatamadım dünyam kararmıştı. Varsaktaki arazide gidip çalışıyor evden kaçıyordum. Fakat unutamıyordum. 10 sene kadar değil resmine bakmak adını bile anamıyordum. Ana baba bir yana evlat acısı çok zormuş Allah düşmanıma vermesin.

Adı yaşasın diye köyüme Ömer Faruk Camii külliyesini yaptırıp diyanete teslim ettim. Halen "gömdüm oğul" türküsünü dinler ve ağlarım.

İsrail ve İtalya`nın Güneyinde sebze fidesi üretim tesislerini gördüm çok ilgimi çekti; bu tesisi Türkiye'de yapmanın yollarını aradım. Nihayet İsrailli Avi MAGEN, Adana`dan Fikret MORAY ve ben Fitar Ltd. Şti. yi kurarak Türkiye`de ilk fide tesisi kurmanın gururunu yaşadım.

Fikret MORAY ve ben Alman Aglucon firmasının Türkiye temsilciliğini alarak Bitar Ltd Şti.yi kurduk. Fitar ve Bitar Ltd. Şirketlerini 3-4 yıl sonra ortaklarıma devredip Has Fide AŞ yi kurdum. Şu anda aşılı ve normal sebze fidesi üreten bu şirketin Antalya`da konusunda söz sahibi şirketlerimden birisidir.

Tarımın çiçek koluna da el atma zamanı gelmişti Çitar Ltd. Şti. yi kurarak çiçek üretimine de başladık. Çitar`a Fransız Platin şirketinin Türkiye temsilciliğini aldık.

Setar`ın Fethiye başbayii Nevzat ÖZELOĞLU. Antalya, Fethiye`de elim bir trafik kazası geçirip kaybetmemizin ardından. Bu dürüst ve samimi arkadaşımı kaybetmek beni çok üzmüştü, vefatıyla arkasında iki küçük yetim bırakmıştı. Bu çocukların geleceğini de garantilemek için Netar Ltd. Şti. yi kurdum ve çocuklarını (Zeynep-Yusuf) da şirkete ortak ettim. Zeynep üniversiteyi bitirdi. 2006 yılında mutlu bir evlilik yaptı. Düğünde kucaklaşıp ağlaşmamız aklımdan gitmiyor. Zeynep Netar`da göreve başladı. Yusuf`da Ziraat fakültesine girdi. İnşallah onu da evlendirip Netar`ın başında görmek en büyük emelim.

Tektar ve Setar dışındaki şirketlerimde yanımda çalışmış benden iyi not almış ve performansını beğendiğim iyi elemanlarımı şirketlerime ortak edip şirket müdürü yaptım. Onları şirkete ortak ederek onure ediyordum hem de şirkete ortak oldukları için daha bir canla başla çalışıyorlardı ve daha başarılı oluyorlardı bunu yaptığım uygulamanın genellikle faydasını gördüm. Belli bir süre sonra geriye bakıp düşünmeden ben çalışıyorum Nazmi ACAR para kazanıyor diyenler de çıktı. Böyle bir düşünceyi eğer bir kişi aklına koymuşsa o kişi artık şirkete zarar verir. Bu düşüncede olan elemanlarıma da şirkete ait olan hisselerimi devredip yollarının açık olmasını diledim.

Setar`da çalışan doğuda pazarlama yapan elemanlara Antstar Ltd. Şti. ve batıda Çınar Tarım Ltd. Şti. yi kurarak şirketlere ortak ve müdür yaptım. Yukarıdaki bahsettiğim gibi belli bir süre sonra biz çalışıyoruz Nazmi ACAR para kazanıyor fikrine kapıldılar ve derhal şirketlerdeki hisselerimi elemanlara devrettim. Bunca kurduğum şirketler arasında Çınar Tarım Ltd. Şti. nin ayrıldıktan sonra benim temsilciliklerimi ve bölge bayiliklerimi alma gayretleri beni çok üzmüştü. Sağlık olsun herkes hak ettiğini bulur.

Büyük oğlum Halil İbrahim`in evlenme çağı gelmişti. Erzincan kökenli komşu kızı Şennur`la evlendirdik. Bir yıl sonra torun sahibi oldum. Çok büyük bir mutluluktu torunumun adını ölen yavrum Ömer Faruk`un adını koyarak mutluluğumu daha da katladılar. Feyzanur ve Ali Nazmi adında iki torun daha verdiler ve halen mutlu bir evlilik sürdürmekteler.

Ortanca oğlum Yıldırım 22 yaşında Ebru adında sevdiği bir kızla evlendirdim. Bana Merve ve Mert adında çok tatlı iki torun verdiler. Şu anda Tarmaks Tarım Ltd. de Görev yapmaktadır.

Küçük oğlum Selçuk Ankara Gazi Üniversitesi işletme fakültesini bitirdi. Dil öğrenmek için Amerika'ya gönderdim Amerika dönüşü kısa dönem askerliği yaptı. Okuldan arkadaşı Işıl Hanımla anlaşmışlar birbirlerini sevmişler güzel bir düğünle evlendirdik. Gelinim Işıl Setar ın dış ilişkiler ithalat ihracat işlerine bakıyor. Selçuk Agrostar Ltd. şirketinin sorumlu müdürlüğünü yapmaktadır. Agrostar yerli hibrid sebze tohumları araştırma ve üretim istasyonudur. Başarılı bir çalışma sergiliyorlar.

İtalya Gren has ve Aminco firmalarının Türkiye temsilciliğini alarak Tatsan Ltd. Şti ni kurdum Türkiye çapında pazarlama yapmaktadır.

Yine İtalya Milagro firmasının Türkiye temsilciliğini alarak TEKTAR ltd. Sti ni kurdum buda ithalat yapıp Türkiye genelinde pazarlama yapmaktadır.

Ürtek pazarlama firmasını kurarak yerli tarım girdileri pazarlaması yapıyoruz.

Makro Tarım ltd. ve MC Group firmalarını kurarak Türkiye çapında pazarlama yapmaktadır.

Kristal tarım Ltd. Şti. ni kurarak yerli gübre üretimine başladık ve Türkiye genelinde satmaktayız.

Yenilikleri takip edip, Türkiye'de ilkleri yapmayı seviyorum. Yıllar evvel İsrail'e gittiğimde solucandan gübre elde etme tesislerini gördüm. Bitki artıklarını, hayvan gübresini, saman vs. yi solucanlara yem olarak veriyorlar. Solucanın dışkısını paketleyip dünyaya satıyorlar. Kafama koydum ben bunu Türkiye'de yapacağım dedim. Benim yapacağım üretime en uygun çeşit Kaliforniya kırmızı solucanı Türkiye'de olmadığı için yurt dışından ithal etmem gerekiyordu. Tarım Bakanlığına müracaat ettim. İthal yönetmeliklerinde solucan yer almadığı için isteğim ret edildi. Çok daha az verimli olan yerli solucanları köylerden toplatıp tesis kurdum ve üretime başladım. Tarım bakanlığından gerekli izinleri alabilmek için uğraşıyorum.

Yeni projem ise kapalı alanda mango, pepino, guvava gibi tropik meyveler üretip marka olarak piyasaya sunmak olacak bu projeye de nisan mayıs aylarında başlayacağım.

Bu kadar yoğun iş hayatımda çok plaketler aldım. Bunlardan ikisi benim için çok önemli, birincisi 2000 yılında Antalya sanayici ve iş adamları derneği tarafından yılın en başarılı iş adamı seçilmem, ikincisi 2001 yılında Türkiye Ziraatçılar Derneği tarafından yılın başarılı ziraatçısı seçilmem. İş hayatında aldığım onur verici plaketlerdi.

Faal olan 11 şirketim, 250 çalışan personelimle birlikte Antalya ve Türkiye Tarımında başarıya koşmaktayız.

Memleket aşığı hemsehrinizim, inanın memleketimi ve köyümü çok seviyorum. Çünkü oralarda saflığı, temizliği, dürüstlüğü ve çalışkanlığı görüyorum. her yıl en az bir kere köyüme giderim, oradaki dostlarla dertleşmek, eski günlerden bahsetmek bana büyük keyif verir. Daban Mehmet, Çolak Ali, Uzun Ali ve diğer dostlarla, yayla göçünden, Davar gatımından, eski günlerden bahsetmek ve onların dertlerini dinlemek beni mutlu ediyor.

Köyüme gücümün yettiği kadar bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bu güne kadar bir cami, kuran kursu ve imam evi yaparak diyanete teslim ettim. Belediye hizmet binasına katkılarım oldu. Tam teşeküllü ambulansı belediyeye teslim ettim. Sağ olduğum müddetçe hizmetlerim devam edecektir.

Hadim`in kalkınmasına, tarımcı gözüyle bakmak istiyorum. Bir yörenin kalkınması, Sanayi, Ticaret, Turizm ve tarımla mümkündür. Sanayi ve Ticaret Hadim e biraz uzak gözüküyor. Geriye Turizm ve Tarım kalıyor. Yayla ve Dağ turizmi her geçen gün güncelleşmeye başladı. Konya, Alanya ve Gazipaşa`ya gelen turistler yaylalarımıza çekilebilir. Yerköprü şelalesi ve dülgerler mağarası iyi bir tanıtım ile turizme açılabilir. Çakalların altından çıkan KARASU çok iyi bir şifa kaynağıdır. Buralara kaplıcalar yapılarak şifa arayan vatandaşlar buraya çekilebilir.

Bizim dağlarımızda, Geyik ve yaban hayatı vardır. Av turizmi başlatılabilir. Şu anda aklıma gelenler bunlar daha birçok alternatif turizm sahaları bulunabilir.

Tarıma gelince, tarımın ana kaynağı toprak ve sudur. Az veya çok toprağımız var da suyumuza diyecek yok. Koca Göksu nehri bizim topraklarımızdan çıkar, yeteri kadar yararlanamadan akar gider. Gerekli yerlere Barajlar ve göletler yapılsa bütün köylerimiz istifade eder. Size küçük bir örnek vereyim. Bizim köyün BARTLI mevkiine bir baraj yapılsa, 8 köyün tüm toprakları sulanır. Su olan yerde ne yetişmezki. Açık tarla sebzeciliği, Meyvecilik Turfanda sebzecilik yapılarak birim alanda daha fazla verim alınır.

Hadim için tarım, vazgeçilmez bir gelir kaynağıdır. Bu kaynaktan faydalanmak için, bilinen tarım dallarında ısrar etmektense geçerli ve daha fazla gelir getiren tarım dallarına kaymak ve mevcut imkânları çok iyi değerlendirmek gerekir kanısındayım. Hadim`,in Ormanlık ve dağlık arazilerinde bulunan Çıtlık(Sakızlık) Ağaçlarının Gaziantep, Antepfıstığı Araştırma Enstitüsü ile temasa geçilerek, tavsiye edilen ve bölgemize uygun çeşitler ve tozlayıcıları Antepfıstığına dönüştürülebilir.

Hadim tarımda önemli yeri olan Bağcılıkta son turfanda, ESEBALI çeşidinin yanı sıra, Erken turfanda, kardinal, uslu, ilkeren ve Yalova incisi gibi erken çeşitler denemelidir.

Aladağ vadisinde, turfanda örtü altı sebzeciliği ve çilek üretimine ağırlık verilmelidir.

Taş çekirdekli meyvelerden, nektarin, turfanda erik ve erkenci badem ile nar ve ayva unutulmamalıdır.

Mantarcılık teşvik edilmeli, özellikle kompost hazırlama tesisleri kurularak, yetiştiricilere sağlıklı kompost temin edilmelidir.

Ticari açıdan hayvancılık ele alındığında, besi sığırı, arıcılık, ,Tavşancılık, bıldırcın yetiştiriciliği, pekin ördekçiliği ve tatlı su balıkçılığı da Hadim`de yapılabilir Tarım kolları olarak görüyorum.

Değerli Hemsehrilerim, Hadim, Devletten hak ettiği yardımı hiçbir zaman alamamıştır. Doğuda köy yolları bile asfalt yapılırken Anadolu`nun göbeğindeki Hadim`de Okulsuz ve yolsuz köyler vardır. Seçim zamanı ziyaretinize gelen milletvekili adaylarına sorun Hadim`e ne hizmet yaptınız diye?

Tüm hemsehrilerime saygılarımı sunarım.



Copyright © 2016 Bionat Solucan Gübresi